Necati Göksel
EDEBİYAT

Fırtınalı bir gece... İstanbul'a doğru yola koyulan bir yolcu otobüsü Kızılırmak yakınlarında ortadan kaybolur. Arkalarında hayatları alt-üst olmuş insanlar bırakarak kaybolan yolculardan bir daha haber alınamaz.

On beş yıl sonra... Otobüsün yola çıktığı şehirde inanılması güç bir söylenti yayılır: Kayıp otobüs bir gece görülmüş ve şoförü birine yol sormuştur.

Söylenti küçük şehri çalkalamaya, kapanmış yaraları yeniden dağlamayabaşlar. Konuyu haber yapan şehrin küçük gazetelerinden biri satış rekorları kırar. Şehir kaynayan bir kazana döner. Unutulan anılar yeniden canlanır. Kapandığı sanılan hesaplar yeniden açılır.

Dostluk, yoksulluk, umut, acı, öfke, şiddet ve aşkla bezeli bu gizemli roman öyküsünü yalın bir dille anlatıyor. Fakat bu öykünün katmanlarında efsaneleri, gerçeği ve gerçek ötesini irdeleyen şiirsel bir dokunuş var:

Bahar yağmurları sürekli yağıyor. Toprağın kokusu sözcüklere tutunarak sayfaların arasından adeta süzülüyor. Bir tepenin zirvesine tırmanıyor ve oradan asude bir uykuya uzanmış gibi görünen ama çılgınca bir serüven yaşayan şehre bakıyorsunuz. Kutsal bir ateşin büyüsünde kendinizden geçiyor, ufka dalıp Tanrı ile konuşan bir adam görüyorsunuz. Dudaklarınız sevgilinin dudaklarında serinliyor ve gök biteviye gürlüyor.